Lesen Sie diesen Text auf Deutsch // Read the English version of this article here

 "Ya o örtüyü çıkarıp başını açarsın ya da avukatlık staj belgeni imzalamam," demiş odasına kurulmuş oturan muktedir savcı. Yeni mezun bir avukat adayı olarak savcının odasında uğradığı bu hak ihlalini, geçen 17 yıla rağmen hâlâ kırgınlıkla, öfkeyle hatırlıyor. Staj belgesi imzalansın diye çıkardığı başörtüsünü yıllarca bir daha takamamış. Adaletin sağlanması için girdiği mahkeme salonlarında boyun eğmişliği özgüvenini kırmış. "Başörtümü, mahkeme salonlarına girerken çıkarmak zorunda kalıyordum. Saatlerce başörtünün altında kalmış saçı bir düşünsenize. O saçla müvekkilinizi savunmak için, salona girdiğinizi. Nasıl yitiriyorsunuz özgüveninizi!"

Kayseri’nin merkezi mahallelerinden birinde kadınlar sohbet için buluşuyor. Adının geçmesini istemeyen avukat onlardan biri. Kapıdan girer girmez karşıda çerçeve içinde, sedefli parlak bir kâğıt üzerine, Arapça yazılmış ‘korunma ayeti’ göze çarpıyor. Salonda, yine Arapça yazılı başka ayetler dindar bir ailenin evinde olduğunuzu belli ediyor. Demli çaylar, kadın toplantılarının vazgeçilmezi börekler ve pastaların lezzeti, benzer kırgınlık hikayeleriyle buruklaşıyor. İç Anadolu’nun en büyük illerinden ve tarih boyunca ticaret merkezlerinden biri olan Kayseri, İslami muhafazakârlığın kalelerinden biri olagelmiştir. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Kayseri’nin yüzde 70’e yakını Erdoğan dedi. Erdoğan onlardan biri, onları anlayan, tanıyan ilk liderleri. Bu toprağın insanı bir defa daha Erdoğan’ın arkasında durmaya ve referandumda ‘evet’ demeye hazırlanıyor. Bu sadakatin ardında neler düşünüyor, nasıl hissediyorlar? Geleceğe dair umutları, kaygıları ne? Bu soruların cevabini anlamak için sohbete katılıyoruz.

Misafirler kadın olunca başörtüsü yasağı öne çıkan ilk konu. Sekiz kadından dördü okullarında ve iş hayatlarında baskıya maruz kalmış. İkisi bu sebeple okulu bırakmış. Hepsi bir şekilde bir kamusal alanda dışlama ya da aşağılamayla karşılaşmış. Sosyal devletin nimetlerinden mahrum bırakılmış, İslami kimliklerinden dolayı devletin merkezinden uzak tutulmuşlar. Erdoğan liderliğindeki Ak Parti Türkiye'de ilk defa bu kesimlerin kendilerini ifade etmesine alan tanımış. 

Avukat Hanım bugün artık "her yerde başörtüsünü özgürce takabiliyor, inançlarına ters düşmek zorunda kalmadan" çalışabiliyor. Bu kazanımlarını da Erdoğan liderliğindeki Ak Parti iktidarına borçlu olduğunu düşünüyor. Sohbete gelen sekiz kadının hepsi bu görüşü destekliyor.

Kayserili avukat, Türkiye'nin Kemalist devletçilik ve İslami muhafazakârlık çatışmalarının doruk noktasında kıvrandığı 1990’ların ortalarında Ankara Üniversitesinde hukuk öğrencisiymiş. O dönemde, başörtülü bir kadın öğrenci olarak yaşadığı haksızlıkları unutmuyor. Üniversitelere gelen başörtülü kadın öğrenciler tek başlarına, adına ‘ikna odaları’ neden yerlere alınıyor ve başlarını açmaları için baskı yapılıyor, kabul etmeyenler okuldan atılmakla tehdit ediliyordu.

1990’larda Kemalist, Batılı demokrasi yanlısı devlet erki İslami muhafazakar partilerin siyasi alanda zemin kazanmasından rahatsızdı. Bu rahatsızlıkla ordu bir defa daha, Türkiye tarihine ‘post-modern darbe’ olarak geçen 28 Şubat muhtırasıyla siyasete müdahale etti. Muhtıra siyasi, toplumsal ve ekonomik hayatta İslami muhafazakâr kesimleri hedef alan hak ihlallerine, başörtüsünün kamusal alanlarda yasaklanması, dindar kesimlerin rağbet ettiği İmam Hatip okullarının kapatılması gibi cezalandırıcı uygulamalara yol açtı. Bu günleri ne Erdoğan iktidarı, ne Kayseri’nin insanları unuttu. Muhafazakâr görüş muhtıraya çok içerledi. Bu uygulamaların, başta dindar muhafazakar kadınlar olmak üzere yarattığı mağduriyet, 2002’de Ak Parti’yi iktidara taşıyan önemli bir temel taşı oldu.

Çoğu ev hanımı misafirin hiçbiri, isimlerini vermeyi kabul etmiyor. Çünkü "namusunu kaybettiğini" düşündükleri basına da, mensuplarına da güvenmiyorlar. Karşılarındaki gazetecinin bir Alman gazetesine çalışıyor olması da güvensizliklerini perçinliyor. Sohbetin ilk aşaması şüpheci bir sorgulamayla başlıyor. Avrupa’ya duyulan öfke ve kırgınlığa rağmen, oradan Türkiye'nin nasıl göründüğüne dair merak hemen fark ediliyor. Ve tabii ki  bu haberle Avrupa’ya gönderilmek istenen mesajlar... 60’lı yaşlarında bir misafir başlıyor. "Avrupa Türkiye’yi hâlâ hasta, uyuyan adam olarak görüyor. ‘Nasıl olsa istediğimizi yaptırıyoruz’ diye düşünüyor. Biz uyandık, bunu hazmedemiyorlar." Toplantının organizatörü araya giriyor, "Bize göre ‘evet’ dediğimizde üzerimizdeki tüm safralardan kurtulacağız. Bizim önümüzde duramayacaklar," diyor.