Köşe yazısının redakte edilmiş Almanca versiyonu için tıklayınız. // Hier geht es zur deutschen Fassung

ZEIT ONLINE: Sayın Şener, kampanya ve seçim sürecinin demokratik bir şekilde yürütülmediğine siz de katılıyor musunuz?

Şener: Sandıktan evet çıkmış olduğuna dair şüphelerim var. İlk günden itibaren bu anayasa değişikliğinin reddedilmesi gerektiğini düşündüm ve aşağı yukarı 20'ye yakın ilde programlar yaptım. Televizyon konuşmalarım oldu reytingi düşük yerlerde, ama yine de oldu. Çünkü devlet bana televizyonlara çıkmayı yasaklamış. 

ZEIT ONLINE: Hayır için emek verdiniz, ülkeyi gezerek program yaptınız. Bu süreci rahat geçirebildiniz mi yoksa herhangi bir baskı hissettiniz mi? Örneğin eski partinizden...

Şener: Üzerimde bir devlet baskısı hissetmedim. Ama muhalefet ettiğim için saldırılara uğruyorum yani çok mütevazı bir şey de söylesem, mesela "Bu anayasa değişikliği insanlığa aykırıdır, demokrasiye de aykırıdır, Müslümanlığa da aykırıdır." diye tweet attığım zaman binlerce küfür tweetleri alıyorum. Birileri çok militanlaşmış vaziyette. Özellikle Ortadoğu rüzgarları hissediyorum, bazılarında IŞİD ve El Nusra kafası var, öyle bir duygu içerisindeler, hemen "Elime geçirirsem seni perişan ederim, seni!" diyenlere rastlıyoruz. Başka şeyler de oldu. Mesela bir üniversite öğrenci derneği beni davet etmişti. Programdan bir gün önce "Rektörlük izin vermiyor, özür dileriz" dediler. Bazı illerde kaparosu yatırılmış salonlar iptal edildi. Vatandaşların üzerinde de baskı vardı.

ZEIT ONLINE: Halkın yarısından fazlasının istemediği bir sistem nasıl hayata geçirilecek? 

Şener: Bu düzenlemelerden sonra Türkiye’deki rejimin bir demokrasi olduğunu düşünmüyorum ben. Demokrasi sadece seçimlerle anlaşılmaz. Üstelik seçimlere son yıllarda çok büyük şaibeler karışıyor. Ama bunun ötesinde Türkiye’de basın özgürlüğü yoktur, sivil toplum yoktur, hukuk devleti yok, kuvvetler ayrılığı yok, insan hakları ihlalleri var.
Yargının bağımlı hale geldiği yerde demokrasiden bahsedilemez. Yargı cumhurbaşkanının kontrolüne girdi. Biliyorsunuz, bizde yargının üstünde Hakimler Savcılar Kurulu vardır, şimdi artık o kurulun bütün üyelerini doğrudan veya dolaylı olarak cumhurbaşkanı belirleyecek. Bu yeni sistemde meclis demek cumhurbaşkanı demektir. Çünkü çoğunluk partinin bütün milletvekili adaylarını eliyle belirleyecektir veya istediğini yapmayanları hemen atacaktır. Liyakate hiç dikkat edilmez, yandaşlık önemlidir. İtaatkarların seçildiği bir sisteme sahibiz.

ZEIT ONLINE: Peki bu gerçekleri söylediğinizde size parti içinden tepki geliyor mu?

Şener: Geliyor da ben partiden ayrıldım zaten. İktidar ve Tayyip Erdoğan şu Türkiye’de çıkar dağıtıyor, menfaat dağıtıyor ve aynı zamanda kendisinin politikalarına destek olmayanları cezalandırıyor. Gazeteciler, yazarlar, eski vekiller, bakanlar… tüm muhalifler dışlanarak, ambargoyla, hapisle… cezalandırılıyor.

Partiyi kuran birkaç kişiden en aktif biri bendim. Partinin bütün programını ben yazdım, halen o program yürürlükte, çok demokratik bir programdır. Ama o programdaki hiçbir madde uygulanmıyor. Yaptıkları tüm icraatlar parti programına aykırıdır.

Beş yıllık başbakan yardımcılığından sonra 2007’de bırakacağımı söyledim, bırakırken de üniversitedeki öğretim üyesi görevime dönmeyi düşünüyordum. Henüz bakanlığım bitmemişti, Üniversiteyle sözleşme yaptık ve ben bırakır bırakmaz da o üniversitede hocalığa başladım. Zaten siyasete başlamadan önce de Hacettepe Üniversitesi’ndeydim. Basın o zaman biraz daha özgürdü, değişik yerlere çıkabiliyordum. Partinin politikalarını eleştiriyordum ve bundan dolayı bulunduğum üniversite hükümetten baskı gördüğü için bırakmak zorunda kaldım. O günden bugüne kadar beni yedi üniversite davet etti. Siyasi iktidarın baskıları nedeniyle veya baskılarından çekindikleri için üniversiteler kendileri teklif ettikleri halde işe alamadılar. Aynı sıkıntıyı ailem de çekiyor, sırf bana yönelik değil bunlar.