Köşe yazısının redakte edilmiş Almanca versiyonu için tıklayınız. // Hier geht es zur deutschen Fassung

Ankara’nın göbeğinde bir insan hakları heykeli vardır. Oturmuş, İnsan Hakları Bildirgesi okuyan bir kadın… Hak arayanlar, o kadının eteğinin dibinde buluşur yıllardır… Olağanüstü Hal ilan edilmesinden sonra görevden alınan 40 BİN eğitimciden ikisi, açlık grevindeyken tutuklandı. Tabii anıtın çevresi yine protestocularla doldu. Bunun üzerine Valilik, orada gösteriyi yasakladı. Polis, gelenleri yaka paça gözaltına aldı. Başa çıkamayınca sorunu kökten çözmeye karar verdiler ve bu sefer, bildirge okuyan kadını gözaltına aldılar. Heykel, bir süredir çelik bariyerlerle çevrilmiş durumda… Yanına yaklaşmak yasak…

Hak arayanlarla heykel arasındaki mesafe, Türkiye’nin evrensel insan haklarıyla mesafesinin simgesi… Türkiye bir dönem gösteri yapan polislerin ağzından "Kahrolsun insan hakları" sloganını duymuştu. Bugünlerde hükümet aynı sloganı atıyor adeta… İktidarın baskısı ile hak mücadelesi birbirini büyütüyor.

O iki eğitimci, Nuriye ve Semih öyle bir simgeye dönüştü ki, polis, adlarını ağza almayı yasakladı. Her gösteride, "Bu iki isim geçerse, müdahale ederiz" diye anons yapıyor ve o iki ismi duyar duymaz saldırıyorlar.

İnsan haklarından duyulan rahatsızlığın en somut örneklerinden biri, geçen ay Uluslararası Af Örgütü, Helsinki Yurttaşlar Derneği, İnsan Hakları Derneği gibi kuruluşların ortak platformunun, İstanbul Büyükada’daki eğitim çalışmasına yapılan baskındı. 10 kişinin tutuklandığı baskından sonra, Erdoğan, "Masanın üstünde ne haritalar, ne tür projeler olduğunu polisimiz tespit etti" dedi. Tabii polis hemen "dehşet verici belgeler"i, yandaş basına servis etti. Ve "korkunç gerçek" ortaya çıktı: Seminerin eğitimcilerinden Ali Gharavi’nin bilgisayarından çıkan haritada, Türkiye’nin doğusu, Anadolu’dan koparılmış görünüyordu.

Evet, gerçekten de öyleydi, ama "işte ihanet belgesi" denilen harita, Asya dilleri haritasıydı. Gharavi, "Bunu Google’da da bulursunuz" dediğinde, çoktan tutuklanmıştı bile…

Haberlere göre şüpheliler, "masa üzerinde elle çizilmiş bir harita üzerinde kaos planı yaparken yakalanmışlar"dı. Erdoğan’ın bahsettiği "projeler" bunlar olmalıydı. Gözaltındakilerin ifadelerinden o "harita"nın da ne olduğu anlaşıldı:

Toplantıda katılımcılara veri güvenliği eğitimi veren Peter Steudtner, "Son bir ay içinde sizi etkileyen önemli bir olayı resmedin" demişti. Klastrofobik bir avukat bir asansör çizmiş, squash oynayan bir başkası, üzerine gelen topları resmetmişti. Türkiye’de Af Örgütü’nün kurucularından olan, Helsinki Yurttaşlar Derneği üyesi Özlem Dalkıran ise, A-4 kâğıda bir Türkiye haritası karalayıp her bölgede kendisini etkileyen olayları çizmişti. "Büyük kaos planı" buydu işte…

AKP milletvekili Orhan Deligöz, "ihanet buluşmasının arkasından, CIA ve MI6’nin çıktığını" duyurdu. Alman eğitmen, bu listeye BND’nin de eklenmesini sağladı.

Bu bilgileri paylaşan hükümete yakın Yıldıray Oğur ise, "bir ülkenin kendi kendine nasıl gol attığının trajik hikâyesi" diye yazdı.

Komik görünüyor, ama insan hakları aktivistleri hala hapiste.

Yarın savcı ve yargıçlar, "Kahrolsun insan hakları" diye yürürse hiç şaşmayacağız.