Köşe yazısının redakte edilmiş Almanca versiyonu için tıklayınız. // Hier geht es zur deutschen Fassung

Geçen hafta Türkiye, asırlık parlamenter düzenine son verip katı bir tek adam rejimine geçti. Seçimi kazanan Erdoğan, Türkiye’nin ilk Başkanı olarak koltuğa oturdu.  Buna "Türk tipi başkanlık sistemi" deniliyor. "Sultanlık" diye tercüme edilebilir -ki Osmanlı sultanı bile son dönem iktidarını Meclis’le paylaşıyordu.  "Yeni Başkan" ise Meclis denetimi ve yargıya hesap verme zorunluluğu olmayan, frensiz bir sistem kurdu. Kaldırdığı Olağanüstü Hal’i bir kararname ile olağan hale getirdi. Türkiye’yi kararnamelerle yönetilen bir parti devletine dönüştürdü. Son kararname, gösterilere izin vermekten tapu işlemlerine, yurtdışına öğrenci göndermekten çeltik ekimine kadar her konuda başkanı yetkilendiriyor. Bütün güç, Saray’da artık...

Erdoğan’ın seçimden hemen sonra yaptıkları, önümüzdeki sürece dair bir fikir verebilir:

18 bin 700 kamu görevlisi (daha), bir gecede kapının önüne kondu. 199 akademisyen (daha) üniversiteden atıldı. 12 dernek, 4 medya organı (daha) kapatıldı. Mezuniyet töreninde Erdoğan karikatürü taşıyan 3 üniversiteli gözaltına alındı.

Baskıya dayalı bu korku imparatorluğu nereye evrilecek?

Parlamenter sistemden başkanlığa geçen Mugabe’nin Zimbabve’si nereye evrildiyse oraya… Yani diktatörlüğe…

Yine de Erdoğan’ın işi o kadar kolay değil. Karşısında (hala) yüzde 50’lik bir muhalefet cephesi var. Bunlar ülkenin baskıya direnen, eğitimli, kentli, harcama potansiyeli olan, genç, laik kesimi…

Daha da büyük açmaz ise ekonomi…

Enflasyon yüzde 15’te… Gıda fiyatları yüzde 19 arttı. İşsizlik, yüzde 10’un üzerinde… TL’nin dolar ve Euro karşısındaki değer kaybı sürüyor. Yıllık cari açık 57,7 milyar dolara çıktı. Ülkenin risk primi, Yunanistan seviyesinde…  Türkiye, 183 milyar dolarlık dış borcunu ödeyebilmek ve cari açığını kapatabilmek için önümüzdeki yıl 233 milyar dolar dış kaynak bulmak zorunda... Ancak hukukun işlemediği bir ülkenin, kırılgan ekonomisi için dış kaynak ve yatırımcı bulmak çok zor olacak. Kemer sıkma önlemleri kapıda... Bu da Erdoğan’ın seçim vaadine boğduğu taraftarları için hayal kırıklığı anlamı taşıyacak.

Erdoğan’ın geçen referandumda neredeyse savaş ilan ettiği Batı’ya şimdi sıcak mesajlar vermesinin gerekçesi biraz da bu tablo…  Seçim sonrası başlayan yabancı para çıkışı sürerse, ekonominin direnmesi zor…

 Şimdi genelde Avrupa, özelde Almanya, Türkiye için yeniden karar vermek zorunda. Mülteci akınını engellenme stratejisinin dayanağı olan Erdoğan’la diyaloğu kesmek istemeyeceklerdir. Aslında bu diyaloğun kesilmesi, Türkiye’nin de zararına… Ancak Avrupa, Erdoğan’a verilen her tavizin, Türkiye’yi biraz daha uçuruma ittiğini görmek zorunda… Eğer Batı başkentleri, mülteci blokajı ya da savunma, enerji alanındaki çıkarları için hukukun çiğnenmesine, basının susturulmasına, insan haklarının ayaklar altına alınmasına, Türkiye’nin demokrasiyi ve laikliği gömüp dinci bir despotizme sürüklenmesine seyirci kalır veya otoriter bir sistemin inşasına katkı verirse, tarih önünde sorumlu olacaklardır.