Köşe yazısının redakte edilmiş Almanca versiyonu için tıklayınız. // Hier geht es zur deutschen Fassung

Geçen hafta yayınlanan bir video, Türkiye’yi gözyaşına boğdu. 18 yıl önce sürgünde ölen Ahmet Kaya, 90’ların ortasında bestelediği türküsünde, "İki yanımda iki polis/ ellerim kelepçede/beni bul anne" diyordu. Gözaltında kaybedilenlerin türküsüydü bu… Şimdi o türküyü yakınlarını kaybeden anneler, kardeşler, kızlar söylüyordu.

Çoğunun babasını, oğlunu veya eşini, "Beyaz Toros" almıştı. "Beyaz Toros", 1990’larda özellikle Kürt şehirlerinde "muhaliflerin celladı"ydı. Bu araçla gelen siviller, önde gelen muhalifleri kaçırıyordu. Kaçırılanlar bir süre sonra işkence edilmiş halde ölü bulunuyor ya da bir daha haber alınamıyordu.

Kayıp aileleri, 1995’ten itibaren, tıpkı Arjantin’de Plaza Del Mayo’da toplanarak cuntanın yok ettiği çocuklarını arayan anneler gibi, İstanbul Galatasaray Meydanı’nda toplanmaya başladı. Artık adları, "Cumartesi Anneleri"ydi. Yakınlarının katilleri bulunsun ve kendilerine başında dua edebilecekleri bir mezar verilsin istiyorlardı. Bu yapılmadığı gibi, yasağa, dayağa, gözaltına muhatap oldular. Yine de direndiler ve giderek büyüyen bir aile olarak bu Cumartesi o meydanda 700. haftalarını doldurdular.

Üç yıl önce Türk Başbakanı, "Biz devrilirsek yeniden beyaz Toros’lar gelir" demişti. AKP devrilmedi, ama "beyaz Toros"ların yerini "siyah transporterlar" aldı. Türkiye, yeniden güpegündüz kaçırılanların öykülerini dinlemeye başladı. Üstelik bu kez yurtdışında da operasyon yapıp muhalifleri kaçırıyorlar ve kaybediyorlardı.

Ne yazık ki hukuk olmayınca, araçların modeli, rengi değişiyor, ama zulmün yöntemi hep aynı kalıyor.