Hier geht es zur deutschen Fassung

Erdoğan’ın yeni sınavı: Yerel seçimler

Başkanlık ve Meclis seçimlerini yapan Türkiye’yi bir üçüncü sınav bekliyor:

Yerel seçimler…

İlk iki seçimi zor da olsa kazanmayı başaran iktidar partisi AKP, sonuncuyu da kazanmak için seferberlik başlattı. Hükümet olma umudunu tamamen kaybeden muhalefet, şu ana kadar zayıf enerjisini sadece yönettiği belediyeler düzeyinde kullanabiliyordu. Sosyal Demokrat CHP sahil kentlerinde, HDP ise Kürtlerin ağırlıkta olduğu coğrafyada güçlü… Oralara sıkışmış durumda demek daha doğru… Kısıtlı imkânlarla soluk almaya çalışıyor.

Hükümet, bu soluk borusunu kesmek için bir dizi önlem aldı. Bu aybaşında bir kararname ile yerel yönetim bütçelerini Hazine’ye bağladı. Böylece yerel özerklik fiilen ortadan kalkmış oldu.

AKP iktidarı, Olağanüstü Hal sürecinde, "teröre destek veriyorlar" suçlamasıyla HDP’nin elindeki 100’e yakın belediyeye el koydu; mevcut başkanların çoğunu hapsederken yerlerine devlet görevlileri atadı. Dolayısıyla o coğrafyada seçim hiç kolay olmayacak.

CHP ise hala seçim yenilgisinin şokunda… Yerel seçimlerden çok, kendi iç çekişmeleriyle meşgul… Erdoğan bunu fırsat bilerek, -genel seçimlerde yaptığı gibi- Mart’ta yapılacak yerel seçimi Kasım’a almayı ve yerel iktidarı da ele geçirmeyi düşündü, ancak milliyetçi ortağı MHP’yi ikna edemedi.

Yerel seçimin düğümü, İstanbul… Türkiye siyasetinde "İstanbul’u kaybeden, Türkiye’yi kaybeder" sözü meşhurdur. Nitekim Erdoğan da iktidar merdivenlerini tırmanmaya, 1994’te İstanbul Belediye Başkanı seçilerek başlamıştı. O günden beri, yani çeyrek asırdır İstanbul’da yerel seçimi kaybetmedi. Geçen Haziran’da Başkanlık seçimiyle birlikte yapılan genel seçimde kendi oyu yüzde 50’yi bulurken, partisi yüzde 42’de kaldı.

Tek adam rejimlerinin kaçınılmaz sonucu: Kişisel karizmasıyla partisinin oyu arasında açılan makas, Erdoğan’ı kaygılandırıyor. Gittiği kentlerde, kendisini alkışlayan partililerin, belediye başkanını yuhaladıklarına tanık oldu. O yüzden, şimdiden hazırlıklara başladı. Anketler yaptırıyor, yeni adaylar arıyor, parti örgütüne, "tebdil-i kıyafetle" halkın arasına karışıp nabız ölçmelerini telkin ediyor.

Muhalefet partileri, zayıf oldukları illerde güçlüyü destekleyerek bir ittifak stratejisi geliştirebilirse, birçok bölgede iktidarı altedebilir. Bu da, Erdoğan’ın mutlak iktidar düşüne engel olur.

"Başkan" açısından daha büyük tehdit ise, sonbahardan itibaren yıkıcı etkisi hissedilecek ekonomik krizin sandığı vurması; cılız muhalefetin örgütleyemediği tepkiyi, kapanan kepenklerin, ödenemeyen borçların, sarsılan aile bütçelerinin yaratması… Verilere bakınca bu sonuç kaçınılmaz görünüyor. Erdoğan’ın bazı tutukluları salıverip Batı ziyaretlerine başlamasının bir nedeni de bu…