Köşe yazısının redakte edilmiş Almanca versiyonu için tıklayınız. // Hier geht es zur deutschen Fassung

"Er Ryan’ı Kurtarmak" filmini hatırlarsınız. 2. Dünya Savaşı sırasında ABD Başkanı, üç kardeşi farklı cephelerde ölen er Ryan’ın kurtarılmasını emreder. Film, onu kurtarma çabalarını anlatır. Başkan Trump, geçen hafta filmin yeni versiyonunu, "Rahip Brunson’u Kurtarmak" adıyla çekti adeta…

Brunson vakası, siyasi üslup ve tarzları benzeşen iki "çılgın lider"in orantısız bilek güreşi şeklinde cereyan etti. Erdoğan, daha önce pek çok kez denediği "rehin alarak sonuç alma" yöntemini ABD’ye karşı da uygulamaya kalktı. Rahip Brunson, 2016’da gizli tanık ifadeleriyle "terör örgütüne yardım ve espiyonaj" iddiasıyla tutuklanmıştı. Erdoğan, Washington’dan gelen "Bırakın" çağrılarına meydan okumuş ve "Ben bu görevde olduğum sürece o teröristi alamazsın" demişti. Brunson’u rehin almaktaki amacını da –hukuku hiçe sayan- şu sözlerle açıklamıştı:

"Siz de de bir papaz (Fetullah Gülen) var; onu bize verin, biz de papazı size verelim".

Ancak Trump’ı fazla hafife aldığını çabuk anladı. ABD Başkanı, bu pazarlık davetine sert karşılık verdi. Erdoğan’ın tüm muhaliflerine "ajan" damgası vuran yaklaşımına karşı, "Brunson’a ajan diyorlar, ben ondan daha da ajanım" diye tweet attı. Sonrası, Türkiye açısından utanç verici bir cezalandırılma şeklinde gelişti:

18 Temmuz’da mahkeme, Rahip’in tutukluluğunun devamına karar verdi. Bunun üzerine ABD Başkanı Twitter’a, "Bu tam bir rezalet. Erdoğan bir şey yapmalı" diye yazdı. Fakat mahkeme, 12 Ekim’e ertelenmişti. Acilen bir yol bulundu: 25 Temmuz’da mahkeme apar topar yeniden toplandı; Brunson, "sağlık gerekçesiyle" tahliye edildi. Ama Erdoğan elindeki kozu hepten kaybetmek istemiyordu; bu kez de Rahip’e "ev hapsi" getirildi.  İpler orada koptu. ABD Başkan Yardımcısı Pence, bu kez daha net bir mesaj verdi:

"Ya Brunson’u şimdi bırakın veya sonuçlarına hazır olun. Hemen bırakmazsanız ABD, Türkiye’ye önemli yaptırımlar uygulayacak."

Rahibin tutuklanıp yargılanmasında rol oynayan Türk içişleri ve adalet bakanlarının ABD’deki mal varlıklarına el kondu. Türkiye’nin alacağı F-35’lerin bloke edilmesi, uluslararası finans kuruluşlarının Türkiye’ye kredi ve mali destek vermemesi gibi yaptırımlar ABD kongresi gündemine geldi. Türk lirası dolar karşısında bir günde yüzde 20 eridi ve tarihinin en düşük seviyesine geriledi. Zaten krizde olan Türk ekonomisi çöküşe geçti.

Erdoğan için tek yol kalmıştı:

Taviz vermiş gibi görünmeden taviz vermek.

Çoktan başlamış ekonomik krizin sorumluluğunu Trump’a yükleyip iç kamuoyunda bir anti-Amerikan kampanya açarken ABD’ye heyet gönderip gizli diplomasiye başladı. Türkiye’de Erdoğan yanlıları sokaklarda Iphone’larını parçalayıp dolar yakarken, Ankara, ABD ile barışmanın yollarını arıyordu.

Sonunda Erdoğan, "Kararı yargı verecek" dedi. Tıpkı Deniz Yücel restinde olduğu gibi, "Ben buradayken alamazsınız" sözünü yutmuştu.

Geçen haftaki mahkemede daha önce Rahip aleyhine tanıklık yapan gizli tanıklar bir anda ifade değiştirdi. Hâkime, "Siz yanlış anlamışsınız" dediler. Brunson, özgürlüğüne kavuştu ve 24 saat sonra Beyaz Saray’da Trump’la buluştu. Evanjelik rahibin "kurtarılması", Kasım seçimleri öncesi, Trump’a büyük bir propaganda fırsatı sunmuştu.

Öte yandan Brunson olayı, Türkiye’de yargının nasıl iktidar emrine girdiğini en açık şekliyle gösterdi. Türk Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu krizin ardından "ABD umarım, baskıyla Türkiye’den netice alınmayacağını anlamıştır" dedi. Oysa bütün dünya, bunun tersini anlamıştı. Olan, vatandaşın parçaladığı Iphone’larına oldu.