Köşe yazısının redakte edilmiş Almanca versiyonu için tıklayınız. // Hier geht es zur deutschen Fassung

Cumhurbaşkanı Erdoğan, kampanya konuşmalarından birinde, "Batı bizi kıskanıyor" demişti. Özellikle barajlar, köprüler, metrolar ve Boğaz’ın altından geçen tünelden dolayı Türkiye’yi kıskanıyordu Batı…         Sosyal medyada alay konusu olan bu konuşma, Manş tünelinin 1994’te açıldığını bilmeyen Erdoğan taraftarları arasında büyük rağbet gördü. O kadar ki, Berlin’de konuştuğum bir taksi şoförü, "Tabii kıskanırlar. Baksana Berlin havaalanı 2006’dan beri bitirilemedi; biz İstanbul’u 42 ayda bitirdik" diyordu. Ancak Arife Vildan’ın bir cümlesi, bu propagandayı söndürmeye yetti.

Arife, 12 yaşında bir öğrenci… Türkiye’de çocuk bayramı olarak kutlanan 23 Nisan’da, bir haber kanalının canlı yayınında, gelecek hayali sorulduğunda şöyle dedi:

"Köln Üniversitesi’nde tıp okumak istiyorum, sonra da belki Alman vatandaşı olurum."

"Bizi kıskanan Almanya"ya vatandaş olmak mı? Bir Türk gencinin ütopyası bu muydu?

Sunucu ne diyeceğini şaşırdı. Sosyal medyada büyük bir tartışma

başladı. Gençler siyasetçileri, siyasetçiler birbirini suçladı. Onlar birbirini suçlayadursun, Köln Radyosu, Arife’yi davet edip kendisine stajyerlik önerdi. Ama zor soru, kimsenin üzerine konuşmak istemediği bir günah gibi ortada duruyor:

"Neden gençler Türkiye’yi terk etmek istiyor?"

Erdoğan geçenlerde anlattı:

Berlin’de buluştuklarında Başbakan Merkel, "Bizim 3 milyon üniversite öğrencimiz var" demiş. Erdoğan, "Bizim 8 milyon" diye gururlanmış. Üniversite sayısını 76’dan 206’ya çıkardıklarını anlatmış. Acı gerçek şu ki, bu üniversitelerin hiçbiri dünyanın en iyi 500 üniversitesi listesinde yok… Bir kısmı, sıradan binaların katlarına dağılmış "fakülteler"de, işe yaramayan diplomalar dağıtıyor.

Genel bütçede eğitime ayrılan pay, bu yıl, yüzde 19’dan yüzde 16’ya geriledi. Milli Eğitim Bakanlığı bütçesinde eğitim yatırımları 2002’de yüzde 17 idi; bu yıl yüzde 5’e düştü.

Peki, eğitimden eksilen para nereye gidiyor?

Diyanet İşleri’ne…

2019 ‘da yatırımcı bakanlıkların bütçelerinde önemli kesintilere gidilirken, Diyanet İşleri Başkanlığı bütçesi yüzde 34 artırıldı.

Hızla büyüyen bir sektör daha var:

Cezaevi inşa sektörü… Avrupa Konseyi’nin verilerine göre, cezaevlerindeki tutuklu ve hükümlü sayısı bakımından Türkiye (yaklaşık 200 bin tutsakla) 43 Avrupa ülkesi arasında birinci sırada... Son 10 yılda rakam, yüzde 161 artmış. Cezaevleri, kapasitenin 40 bin üzerinde doluluk oranıyla çalışıyor. İçerdekilerden bir kısmını, "Parasız eğitim" ya da "özgür bir ülke" talep ettiği için tutuklanan, Arife’nin kuşağı oluşturuyor. Yani Türkiye’nin gençlerine sunduğu seçenek, "Din eğitimi al ve uysallaş ya da hapsi boyla"dan ibaret… Sorgulamadan inanan, itiraz etmeden itaat eden, düşünmeden boyun eğen bir nesil yaratma stratejisinin yapı taşları bunlar… Bu kıskaca sıkışmak istemeyen beyinler, Türkiye’den akın akın "Türkiye’yi kıskanan Batı"ya göçüyor bir süredir... Türkiye, tarihinin en büyük beyin göçlerinden birini yaşıyor.

Arife, dikilen duvarın bir tuğlası olmak istememiş ve beyin göçü ordusuna katılmışsa, bu tercihinden ötürü kim onu suçlayabilir ki?