Köşe yazısının redakte edilmiş Almanca versiyonu için tıklayınız. // Hier geht es zur deutschen Fassung

Sosyal medyada çok ilgi gören bir video, Şansölye Merkel’le, Başkan Erdoğan’ın araç konvoylarını kıyaslıyordu. Merkel, evinden iki araçlık "konvoy"la ayrılırken, Erdoğan’ın 117 araçla namaza gidiyordu. Yaptırdığı saraydaki 1150 odayı "İtibarda tasarruf olmaz" diye savunuyordu. 466 milyar dolar borcu olan bir devlet için rahatsız edici bir güç gösterisi…

25 yıl önce yoksulluktan gelen bir siyasetçi olarak İstanbul’u teslim alırken, "Şehre bir zenginlerin penceresinden bakmak var, bir de gecekonduların" demişti. O, ikincilerdendi. İşe başlarken elindeki alyansı göstermiş, "Bütün servetim bu yüzük" demişti. 18 yılda, bilinen serveti 730 kat arttı. Forbes’a göre artık en zengin 8 dünya liderinden biriydi.

O İstanbul’a saray penceresinden bakarken bir başka siyasetçi, gecekondulularının yeni umudu olarak sivrilmeye başladı. Yoksula iş, hakkı yenene adalet, dışlanmışa sevgi vaat ediyordu. İki araçlık bir "konvoy"la kampanya yapıyor, "İsrafı bitirip tasarruf edeceğiz, o parayla suyu, ulaşımı ucuzlatacağız" diyordu. İstanbullular Erdoğan’ın ilk yıllarını anımsatan bu genç adamı sevdi. Seçimi kazandı Ekrem İmamoğlu… Erdoğan, sonucu beğenmedi; seçimi yeniletti. Partisinden kaçanların pişman olacağını, İmamoğlu seçmeninin tatilde olacağını, bu kez rahat kazanacağını sanıyordu. Sarayla halk arasına koyduğu mesafe, polis baskısıyla yarattığı sessizlik, dipten yükselen itirazı duymasına mani oldu. Seçmen, iradesinin hiçe sayılmasına kızdı. Bir yerel seçimin, ülkenin "beka kararı" olarak sunulmasına, yarışan adayın hapisle tehdit edilmesine, "En büyük benim, ne dersem o olur" nobranlığına sinirlendi. Erdoğan’a oy veren gecekondular bile fikrini değiştirdi üç ayda… Kendi sofraları günden güne yoksullaşırken sarayda sergilenen şatafata "Yetti artık" dediler. Türkiye’nin artık bir "Erdoğanistan" olduğuna inanmış Batı dünyasını da şaşırtan bir demokratik refleksle, yenilmez sanılana ağır bir yenilgi yaşattılar. Tek adam rejimine karşı demokrasiyi savundular.

Erdoğan, İstanbul’da başlayan siyasi yolculuğunun son durağına yine İstanbul’da vardı. İmamoğlu’na ise şimdiden Türkiye’nin potansiyel Cumhurbaşkanı gözüyle bakılıyor.