Köşe yazısının redakte edilmiş Almanca versiyonu için tıklayınız. // Hier geht es zur deutschen Fassung

Almanya Gülen’e tavrını değiştiriyor mu?

Türk hükümetine yakın SETA Vakfı, uluslararası medyayla birlikte DW’yi de hedef alan bir rapor yayınladı. Rapor, DW’nin kritik olaylardaki tavrını ele alırken şöyle diyor:

"15 Temmuz darbe girişimiyle ilgili haberleri yorumsuz aktardı."

Almanya’da övgü sayılacak bu cümle, Türk Hükümeti’ne göre "ihanet". Yandaş medyada Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı devirmeyi amaçlayan 15 Temmuz’dan, "hain darbe girişimi" diye söz ediliyor. Rejim, dünya basınının da böyle görmesini istiyor.

Darbe girişiminin 3. yıldönümünde Ankara’nın genelde Batı’ya, özelde Berlin’e kırgınlığı sürüyor. Erdoğan, darbeden kurtulduktan sonra kendisini ilk arayan Putin’e yaklaşırken, cılız bir tepki veren Başbakan Merkel’e mesafe koydu. Merkel o gün Moğolistan’daydı. Berlin’e döner dönmez yaptığı açıklamayı yeniden okudum. Darbecileri kınarken, "Dün geceki trajik olayların sorumlularına yaklaşımda hukuk devleti varlığını ispatlamalıdır" vurgusu yapmış. Yaşanacakları öngörmüş adeta… Sonrasında Erdoğan, bu girişimi, iktidarını pekiştirmek için fırsata dönüştürdü. Yargıyı ele geçirdi, muhaliflerini tutuklattı, gazeteleri kapattı. Artık pek çok insan, 15 Temmuz’un, "Türkiye’nin Reichstag yangını" olduğu kanısındaydı.

Dönemin Dışişleri Bakanı Steinmeier, 20 Temmuz’da Türk hükümetini hukuka bağlı olmaya çağırdı. Berlin’in açıklamaları, hükümet medyasında "Darbeyi kınadılar, darbecileri korudular" başlığıyla yer aldı.

Merkel, Ağustos’ta ARD’de ortamı yumuşatmaya çalıştı: "Darbeyi kınamamız, doğru ve önemlidir. Türkiye yönetimi haklı olarak bunu bekliyor. Düşünün, kendi ordumuz meclisi bombalasa" dedi. Bu, tam da Ankara’nın beklediği mesajdı.

Yatışan sinirler, Federal Haberalma Servisi (BND) Başkanı Bruno Kahl’ın Der Spiegel’e verdiği demeçle yeniden gerildi. Kahl, darbenin arkasında ‘Gülen yapılanması’ olduğuna dair Ankara’nın çabalarına rağmen ikna olmadıklarını açıkladı. Saray’ın sözcüsü, "Bu, Avrupa’da FETÖ’yü aklama operasyonudur’ dedi. Türk Dışişleri ise "darbe girişiminden sonra kaçan yüzlerce hâkim, savcı, polis ‘FETÖ’cü’nün Almanya’da bulunduğunu" hatırlattı.

Berlin’in tavrı geçen yaz değişmeye başladı. Der Spiegel, Gülencilerin devlet içinde, suç örgütünü andıran tehlikeli yapılanmalarına dair bir elçilik raporunu yayınladı. Haziran’da Alman Dışişleri, resmi Anadolu Ajansı’na, "Elimizdeki bilgiler ışığında, Gülen hareketi üyelerinin, Türkiye’deki darbe girişimine katılmış olduklarını yadsıyamayız" açıklamasını yaptı.

Söylem farkı önemliydi:

Ankara ‘FETÖ’ derken, bir terör örgütüne atıf yapıyordu. Berlin ise "Gülen yapılanması" tabirini kullanarak Ankara’yla çelişiyordu. Erdoğan, geçen Eylül’deki Berlin ziyaretinde buna dikkat çekti: "PKK’yı terör örgütü kabul eden Almanya’nın FETÖ’ye de aynı muameleyi yapmasını" istedi. Merkel bu talebi, "Bu noktada değiliz. Daha çok kanıta ihtiyacımız var" diye savuşturdu. Ancak ilk kez "FETÖ organizasyonu" tabirini kullanması dikkatlerden kaçmadı.

Bu kargaşa içinde Berlin’in de savunması gereken iki doğru var:

1.Erdoğan’ın yıllarca kullandığı Gülen’in tehlikeli paralel devlet yapılanması asla kabul edilemez.

2.Bu yapılanma ile mücadele, topyekün bir muhalif temizliğine bahane edilemez.