Köşe yazısının redakte edilmiş Almanca versiyonu için tıklayınız. // Hier geht es zur deutschen Fassung

Recep Tayyip Erdoğan İstanbul’a belediye başkanı olduğunda Macar İkarus’ların yerine Mercedes otobüs siparişi vermişti. Yıllar sonra bununla öğünürken, "’’Benim vatandaşıma Mercedes yakışır’ dedik, İstanbul’a ilk Mercedes otobüsü getirdik" demiş, ardından da "Herhalde Mercedes fabrikası da reklamını yaptığımız için bize bir komisyon verir" diye espri yapmıştı.

Doğru söylemiyordu; İstanbul’a ilk Mercedes otobüs, o daha 1 yaşındayken, 1955’te gelmişti.

Erdoğan Başbakanlığa gelince de makamı için 1,5 milyon Euro değerinde 10 Mercedes satın aldırdı. Bir S600’ü restore ettirip kendisine makam aracı olarak seçti. Muhalefet, gittikçe genişleyen Mercedes envanterini eleştirince, "Bunu söyleyenlerin hepsinin altında Mercedes var. Bugün Mercedes’e binmek, lüks olmaktan çıktı" dedi.

Saray’ın son envanterine göre, halen Erdoğan’ın emrinde 268 araç var. Cumhurbaşkanı’nın gözde makam aracı hala Mercedes olsa da bu sayımda Volkswagen’lerin sayısındaki artış göze çarptı. Saray’da 33 Mercedes’e karşılık, 83 Volkswagen vardı.

Bunları neden anlattım?

Erdoğan geçen hafta Taksiciler Esnaf Odası başkanını kabul ederken, Volkswagen’in Türkiye’de bir fabrika kuracağını söyledi ve "Bu yatırımdan sonra biz de sizin taksilerin tamamını Volkswagen’e çeviririz. Sizin için özel bir model üretmelerini isteriz" dedi.

Bu açıklamaya kadar Volkswagen’in yeni otomobil fabrikası için Türkiye ile Bulgaristan seçeneklerini değerlendirdiği biliniyordu. Bulgaristan’da işgücü maliyetleri daha düşük olmasına rağmen Ankara’nın, yatırımı çekebilmek için üretici firmanın tüm taleplerini kabul ettiği ve anlaşmalara her tür devlet garantisini verdiği söyleniyordu.

Düne kadar, Mercedes reklamından komisyon isteme şakası yapan Erdoğan’ın birden tüm taksicilere Volkswagen sözü vermesi, marka tercihini değiştirdiği için değil elbet; bu yatırıma hem ekonomik, hem de siyasi açıdan, acilen ihtiyaç duyduğu için…

Ne de olsa, hukukun ayaklar altına alındığı bir rejime, siyasi belirsizlik ve ekonomik krizin ufukta göründüğü bir ülkeye yatırımcı bulmak kolay değil. Volkswagen’i ikna edebilirse bunu rejimini aklamakta, diğer markaları çağırmakta kullanabilecek.

Erdoğan’ı iştahlandıran yatırım niyeti, Almanya’da siyasi rahatsızlık yaratınca Volkswagen’in yüzde 20 hissesine sahip olan Aşağı Saksonya eyaletinin Başbakanı Stephan Weil, "Henüz karar kesin değil" açıklaması yapmak zorunda kaldı. "Karar ne yönde olursa olsun, siyasi bir ifade değil, ekonomik bir karar olacak" diye de ilave etti. Ancak Volkswagen’in Teftiş Kurulu üyesi de olan, sosyal demokrat Başbakan Weil de çok iyi biliyor ki, bu "ekonomik" kararın ciddi siyasi sonuçları olacak. Volkswagen’in, bir ülkeden ziyade, bir rejime yatırım yaptığı izlenimi doğacak.

Türk hükümetinin yatırımcı arayışını ve yabancı yatırımcıların ucuz işgücü, geniş pazar, devlet güvenceli kâr iştahını anlamak kolay. Ancak yatırım yapılan rejimin, içerde hukuku nasıl hiçe saydığını görünce, verdiği güvenceye inanmak zor.

Türkiye’ye yatırım yapacak olanlar devlet garantisi yerine hukuk devleti talep ederse,  bunun hem yatırımlarına, hem yatırım yaptıkları ülkenin halkına faydası dokunur.