Köşe yazısının redakte edilmiş Almanca versiyonu için tıklayınız. // Hier geht es zur deutschen Fassung

Türkiye’de büyük oranda hükümet kontrolüne giren medya, hem tiraj hem itibar kaybetti. Birer propaganda bültenine dönüşen gazetelerin tirajı son 5 yılda neredeyse yarı yarıya düştü. Okurun ilgisi, risk alarak bağımsız yayın yapan birkaç gazete ve medya sitesi ile BBC,  Deutsche Welle, Amerika’nın Sesi, Euronews, Sputnik’in Türkçe yayınlarına döndü.

Temmuz’da, hükümete yakın düşünce kuruluşu SETA, "Uluslararası Medya Kuruluşlarının Türkiye Uzantıları" başlıklı raporla, bu kuruluşların sadece haberlerini değil, çalışanlarını da hedef gösterdi; gazetecileri özgeçmişleri, "ideolojik görüşleri", hatta attıkları tweet’lere kadar inceledi ve onları tek yanlı yayıncılık yapmakla suçladı. Yandaş medya raporu, "kara propagandanın maskesi düştü" yorumuyla karşılarken hedef gösterilen kuruluşlar, bunun "fişleme" olduğunu söyledi.

Almanya’nın Kültür ve Medyadan sorumlu Devlet Bakanı Monika Grütters, rapordaki iddiaların "basın özgürlüğünü ayaklar altına alan bir demokrasi anlayışını ortaya çıkardığını" söyledi. DW Genel Müdürü Peter Limbourg da Berlin’deki Türkiye büyükelçiliğine gönderdiği mektupta "DW çalışanlarının isim isim zikredilmesinin, gazetecileri itibarsızlaştırma, korkutma ve engelleme girişimi" olduğunu yazdı.

Raporun, bir hedef göstermeden ibaret olmadığı, bir sansür hazırlığının işareti olduğu çok geçmeden anlaşıldı. Hükümet, geçen ay yayınladığı bir yönetmelikle İnternet üzerinden yayın yapan tüm mecralardaki içerikleri, kendi kontrolündeki Radyo Televizyon Üst Kurulu’nun denetimine soktu. Düzenleme ile sadece SETA raporunda hedef alınan medya kuruluşları değil, Netflix gibi mecralar ve bizim 6 ay önce Berlin’de kurduğumuz #ÖZGÜRÜZ gibi radyolar da sansüre tabi kılınıyor. Uzmanlara göre bu, "Türkiye sansür tarihinin en büyük adımı…" Hükümet, iktidardaki eriyişini bu yollar gözlerden saklayabilir mi? Zor. Ankara, İnternet’in fişini tümden çekmeden bir hayli zor…