Köşe yazısının redakte edilmiş Almanca versiyonu için tıklayınız. // Hier geht es zur deutschen Fassung

Türkiye’de Kürtler bir dönüm noktasına geldi: Demokratik siyasete devam etmekle çekilmek arasında bir tercih yapacaklar. Aslında bu, Ankara’nın yaptığı bir tercihe cevap hazırlığı:

 Hükümet, ağırlıkla Kürtlerin oy verdiği Halkların Demokrasi Partisi’nin yöneticilerini tutuklattıktan sonra, 31 Mart’taki yerel seçimde kazandığı belediyelere de hukuk dışı bir yöntemle teker teker el koyuyor. Geçen yaz başlayan el koyma kampanyasında HDP’nin kazandığı 69 belediyeden 24’ünün başkanları çeşitli suçlamalarla görevden alındı, yerlerine kayyum atandı. Görevden alınan başkanların 13’ü tutuklandı.

Seçilmişlerin yerine atanmışların görevlendirilmesi uygulaması, 15 Temmuz darbe girişiminden sonra ilan edilen Olağanüstü Hal’in bir kararnamesine dayanıyor. Olağanüstü Hal kaldırıldığı halde, İçişleri Bakanı, o kararnameyle verilen yetkiyi kullanıyor.Genellikle başkanların terör örgütüne finansal destek verdiği iddiasıyla bir soruşturma başlatılıyor, soruşturma kapsamında daha ifadeleri bile alınmadan başkanların yerine kayyum atanıyor. AKP hükümeti, toplu bir görevden almanın yaratacağı tepkiyi önlemek için her hafta birkaç başkanı görevden alarak HDP’nin yerel yönetimlerdeki varlığını sıfıra indirmeyi amaçlıyor.

Görevden alınanların hemen hepsi, bölgelerinde yüzde 50’nin üzerinde oyla seçilmiş başkanlar… Geçen ay tutuklanan Diyarbakır Belediye Başkanı Selçuk Mızraklı, oyların yüzde 63’ünü almıştı. Halen onun koltuğunda Diyarbakır Valisi oturuyor.

Hükümetin şahin milliyetçi kanadının temsilcisi İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, görevden alma kararlarının Avrupa normlarına uygun olduğunu savunurken, İspanya’da Katalan milletvekillerinin tutuklanmasını örnek verdi.

Türkiye’de PKK ile 35 yıldır süren silahlı çatışmalar yaklaşık 50 bin cana malolmuştu. Çatışmalı ortam, Kürtlerin ulusal ve yerel düzeyde yasal politikaya yönelmesiyle bir nebze yatışmıştı. Ancak 2016’daki darbe girişimini fırsat bilen Erdoğan, darbecilerle birlikte tüm muhaliflerini, bu arada Kürt siyasetçileri de hedef alan bir baskı politikasını uygulamaya koydu. 15 Temmuz’daki darbe girişiminin bastırılmasından 4 ay sonra HDP’nin eş başkanları Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ ve dokuz milletvekili tutuklandı. Demirtaş, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin ihlal kararına rağmen hala tutuklu bulunuyor. Halen partiyi yöneten eşbaşkanlar hakkında ise "terör örgütü propagandası" yaptıkları gerekçesiyle soruşturma başlatıldı. HDP’ye göre, son 4 yılda tutuklanan partili sayısı 5 bine yaklaştı.

Kimilerine göre Erdoğan, Kürtleri yasal kanalların dışına itip yeniden şiddet seçeneğine iterek baskı politikalarına mazeret üretmeyi ve baskıyı daha da artırmayı umuyor. Son Suriye operasyonuyla bu siyaseti dışarda da uygulamaya koydu. Bu sayede içerde gücünü perçinlemeyi, Kürtlerin direnişini bastırmayı ve onları güney sınırından uzaklaştırmayı başarmış görünüyor. Ancak aynı zamanda Kürt sorununu uluslararası boyuta taşıdı ve dünyada kendisine karşı oluşan iklimin Kürtlere yönelik sempatiye dönüşmesine neden oldu.

Şimdi hem ulusal hem yerel düzeydeki kazanımlarını peşpeşe yitiren Kürtler sandığa inancını yitirirken bu "demokrasi oyunu"nda rol almaya devam etmenin bir yararı kalıp kalmadığını tartışıyor.

Özellikle radikal eğilimli genç Kürtler arasında sadece hükümete değil, pasif kaldığını söyledikleri HDP yönetimine ve bu gidişata yeterince tepki göstermeyen Türklere karşı da tepki büyüyor. Son İstanbul seçiminde oluşan dayanışma iklimi ve demokratik çözüm umudu eriyor.

Tüm belediyelerin elden alınmasına, milletvekillerinin hepsinin tutuklanmasına ve sonunda HDP’nin kapatılmasına kadar ulaşabilecek bu süreçte pasif bir şekilde beklemek yerine çekilip "milletin sinesine" dönme formülünü önerenler var.  Böylece bir ara seçimi zorlama ihtimali de değerlendiriliyor. Ancak böyle radikal bir tutumun, Erdoğan’ın işini kolaylaştırmaktan başka işe yaramayacağını savunanlar çoğunlukta. Her halükarda Erdoğan’ın Kürt sorununda demokratik kanalları tıkayıp askeri çözüm seçeneğine dönmesinin,Türkiye ve bölge siyasetinde çok ciddi sonuçları olacağı ortada…