Köşe yazısının redakte edilmiş Almanca versiyonu için tıklayınız. // Hier geht es zur deutschen Fassung

Kalıcı iktidar mı istiyorsunuz; medyayı satın alın. Onu hizmetinize soktuğunuz anda, koltuk sizindir.

Erdoğan, -kendi deyimiyle- "manşetlerle savaşa savaşa" iktidara geldi. Hemen kendi medyasını kurmaya başladı. Ancak yakınındaki işadamlarına kurdurduğu gazeteleri kimse okumuyor, kontrolündeki devlet televizyonunu kimse izlemiyordu. O yüzden gözünü merkez medyaya dikti. Türkiye’nin "amiral gemisi" Hürriyet’ti. En çok satan, en çok okunan gazete… En çok izlenen televizyonlar da Hürriyet’in sahibi olan Doğan grubuna bağlıydı. Önce grubu hedef aldı. Taraftarlarına "Almayın, okumayın, izlemeyin" dedi, dinletemedi. Bunun üzerine, gruba Türkiye tarihinin en büyük vergi cezasını kesti. Grubun TV hisselerinin yüzde 25’inin Axel Springer’e satışında verginin geç ödendiği iddiasıyla 2,5 milyar dolarlık bir vergi borcu çıkardı. Grubun 82 yaşındaki sahibi Aydın Doğan, hapse girmemek için uzlaşmak zorunda kaldı. 2011’de, cezanın bir kısmını ödeme karşılığında iki gazetesini gözden çıkardı, ama Hürriyet’i satmadı. Yayın yönetmenini değiştirip bazı yazarlardan vazgeçerek kurtulabileceğini sandı; olmadı. Erdoğan tarafsız değil, yandaş medya istiyordu. Sonunda 2018’de grup el değiştirdi. Axel Springer de çekildi. Artık Türkiye’nin en çok satan iki gazetesi ve en çok izlenen televizyonunda Erdoğan aleyhine laf istemeyen Demirören patrondu.

Geçen hafta Hürriyet, tarihi bir tasfiye yaşadı. 50 gazeteci, evlerine yollanan bir tebligatla kovuldu. İktidara yakın duran yeni yayın yönetmeni ve gazetenin kıdemlileri de istifa etti. Böylece Erdoğan, bayrağını medyanın amiral gemisinin gönderine çekti.

Ne var ki, bir propaganda bülteni haline dönüştüğünden beridir "amiral gemisi" batmış halde… Okurlar, gazeteyi yazarlardan çok önce terk etmişti. Şimdi Türkiye, bu enkazın üzerine kurulacak yeni medyasını bekliyor.